Published by
Administrator under
_benden içeri_ on
September 4, 2008
Londra’da neden hicbir yerde ust bas aramasi yapmiyorlar diye dusunurdum hep, metro istasyonunda arama yok, alisveris merkezlerinde (bu arada alisveris merkezi goremedim pek.. sadece Oxford caddesindeki Selfrige var bildigim) cantayi x-ray’e verme , dedektorden gecme yok. Istanbulda her tarafimizin aranmasina alismis biri olarak beni meraklandirmisti bu durum.
Bir iki gundur lokal gazeteleri okuyunca goruyorum ki cezasi cok agirmis uzerinde kesici alet ve silah tasimanin. Ornegin metro istasyonunda uzerinde replika silah bulunan adam 5 yil hapse mahkum edildi. Silah gercek de degil gaz tabancasi. Peki nasil anladilar bu adamin uzerinde silah oldugunu diye kendime sorarken, haberin devaminda nedenini goruyorum; tam istasyondan cikarken polislerin oldugu yerden cikmamis da, yolunu degistirmis de polisler suphelenip durdurmuslar..
Ayrica hayat kadinlariyla ilgili yeni yasalar geliyormus. Tartisiyorlar simdi ve 1 yil icinde karar vereceklermis. Ingilteredeki ankete gore 15 pound’a hayat kadini bulunabiliyormus. Sasirmadim buna. Klasik kirmizi ingiliz telefon kulubelerine, hatira fotografi cekmek bir icin arkadasimi soktugumda karsilasmistik. Cogu telefon kulbubelerinin icinde cok sayida hayat kadinin ciplak fotografi ve telefon numaralari bulunuyor. Ayrica Soho’da gecenin ilerleyen saatlerinde surekli kolunuza yapismaya calisiyorlar. “What are you up to?” sorusuyla da sik sik karsilasiyorum. Hayat kadinligi Ingilterede yasaklanabilirmis. Prostitution kullanilmiyor yasak taniminda. Su sekilde lanse ediyorlar yasagi;
“Paying for sex set to be illegal” Parali sex yasak kardesim.. o kadarrr… Gulmustum baya haberi gordugumde. Sonrasinda kadinlarin Ingiltereye sokulup sex ticaretinde kullanilmasindan endiseleniyorlarmis. Bunun Istanbul versiyonunda bizimkilerde endise oldugunu hic sanmiyorum. Endise olsa su an Lale’li diye biryer kalmamasi gerekirdi. Her gun onlarca Moldovyali ve rus kadin giriyor ulkeye. Hem abuse var hem ticaret.. Ama bence bu yasa tasarisi Ingiltere meclisinden de gecmez. Bir yil sonra yasayi gerciremediklerinde ben gecen sene bloga yazmistim diyecegim gibi geliyor bana. ‘Yabanci kadinlara payin for sex’ yasaklanabilir belki. O zaman sex ticareti onlenmis olabilir. Ama bu da yerel hayat kadinligini ozendirmek olarak algilanabilir. Karisik isler.. Ne yaparlarsa yapsinlar…
Gecende Piccadilly’de Ripley’s Believe it or not muzesinin acilisi vardi. Ingiliz sosyetesinden insanlar da acilisa gelmisler. Ortalik ana baba gunu. Bir de su gazetelerde cikan yuz tane ameliyata girip kedi goruntusune burunen adam da poz veriyordu ortalikta. Benim o an kafamda, ortamdaki ingiliz sosyetesinden bir hatunun, yolda gordugu bu kedimsiyi sahiplenip evine goturmesi canlandi. Evinde sevip besleyip, pisi pisi diye cagirmasiyla ilgili kisa sureli bir goruntu olustu. Sabah da uyaninca gazeteler de haberlerini okuyacagimi dusundum. Tabi bu hayal meyal goruntulerde London Ale’in etkisi yok degil.
Haftaya Istanbul’a donuyorum. Donmeden Steak House’dan bir kere daha biftek yeme dusuncem var. Bir kere daha diyorum cunku 20 pound’a sadece biftek, yaninda icecek bile olmadan 20 pound! Gecen gun icecekle beraber 28 pound odemistim. 55 - 60 YTL ye tekabul ediyor yanilmiyorsam. Ama degiyor. Matrix’de Cypher’in yedigi biftegin neredeyse aynisi goruntu olarak. Matrix’dekinin lezzetini bilemiyorum ama bu oldukca iyi. Cypher az pismis biftekten bir lokmayi agzina atip keyfe gelmisti ve iste bu gercek, ben bunu istiyorum demisti ve ajan Smith ile anlasma yapmisti. Oyle bir biftek Matrix’e sokuyor adami. Hatta su an gidesim geldi… Gidiyorum.. Peki nerede yenir bu biftek? Angus Steak house’da yenir tabiki…
Published by
Administrator under
_benden içeri_ on
September 2, 2008
Yaklasik iki haftadir Londra’dayim. Agustos’un 17’sinde ucak Londra semalarina yaklastigi anda bulutlar Londra’yi kaplamisti, Londra’yi gormek mumkun degil. Neyse pilot bulutlarin altina dogru alcalinca gunessiz Londra’yi tepeden gorebildim. Cok gec degil aksam 19:30 gibi ucaktan indim. Covent Garden’daki sirketin dairesine bir an once ulasmak istiyorum, elimde de bir harita. Picadilly hattindan ulasabiliyorum. Metroda 2-3 durak sonra trende supheli paket duyurusu yapildi ve piccadilly hattinin iptal edildigini soylediler. Bir sure bekledikten sonra baska hatlarla once Embankment oradan Leicester Square oradan Covent Garden’a gectim. (Leicester ‘dan Covent Garden’a yurume mesafesi oldugunu sonradan ogreniyorum). Hava bu arada kararmisti. Covent Garden istasyonundan iner inmez bir cumbus. Coven Garden oldukca delocan bir yermis. Muzik hic dinmiyor, anfileriyle gelmisler her kosede birileri farkli seyler caliyor. Sonradan benim de sesini cok begendigim gece 11 - 12 arasi hep dinlemeye gittigim Carla var mesela.
Daireyi buldum, uyudum uyandim, giyindim, sirkete gidecegim, yaklasik 10 dakikia yurume mesafem var. Fotograf makinemi de aldim. Bir baktim hava kapali, gunes yok!. Fotograf cekmek icin cok kotu bir gun diye dusundum. Sirkette tanisma fasli derken aksam eve geri dondum. Hemen kendimi disari attim. Covent garden ‘dan girip Leicester Square’e ve China Town’a oradan Piccadilly Circus, Soho’ya ve ensonunda kendimi Oxford caddesinde buldum. Ilk kesif gezim 2-3 saat surmustu belki daha fazla hatirlamiyorum. Suursuz bir gezintiydi.
Ilerleyen gunlerde sabah her kalktigimda gunesi aradim. Yoktu. O haftaici hic gunes yuzu gormedim. Bu yuzden ben de geceleri tripodumu alip gece cekimleri yaptim. London Eye, Big Ben’i gece cekme firsatim oldu. Isyerinin Istanbul ofisindeki ortami daha sicak geldi, Londra ofisi de parti yapildigi gunler keyifli, oldukca kalabalik bir mekan, cogunluk ingiliz olmakla beraber mensei Irlanda, Brezilya, Japonya, Hindistan, Avustralya, Ispanya, Yeni Zellanda olan insanlar var. Ingilizlerin en buyuk olayi pub’lara akmak ve benim de cok sevdigim London Ale ve fish and chips. Ogleyin yemek aralarinda bile alkol tuketimi mevcut.
Haftasonu yaklasmak uzereydi. Cuma gunune kadar hic gunes acmadi. Gunesin cikmasi icin dua ettim. 23 Agustos Cumartesi gunu dogum gunumde sabah uyandim, pencereden bir baktim piril piril bir gunes var. Parlak gunes guzel bir dogum gunu hediyesiydi o gun. Sabah 9 gibi hemen giyindim. Fotograf makinemle kendimi disari attim. Daha once merak ettigim gotik ve punk mekani diye anlatilan Camden Town’a gitmeye karar verdim. Camden’a vardigimda gordugum ilk pub, ismini de sevdigim “The World’s End” oldu. Yurumeye basladim. Camden guzel bir mekan. Heryer gothic ve punk insanlarla dolu. Punk birinin entresan bir fotografini yakalamistim ki eliyle beni isaret edip parmaklariyla gel gel isareti yapti. Ben hizlica uzaklasmayi dusunsem de sonra arkamda on kisi birden kosmalarindan cekindim.
Yanina gittim bariscil bir edayla “cheers mate!” dedim. Bana son cektigin fotografi goster dedi. Son fotografta kendini gorunce “sil onu dedi”. Makinede delete tusuna basip sildim. Sonra da “peace mate.. cheers!” deyip siritarak uzaklastim yanindan. Bunlar bakkalda, restoranda her ota boka nezaketen cheers! diyorlar. Camden’da dolanirken Hemp Store’ un biraz ilerisindeki sola donen koprualtinda FreedomHigh diye bir grup mithis muzik yapiyordu. Trafik onlerinden akarken herkes yollara akip trafigi kapanma noktasina getirdi. Rasgele yolda yururken yuksek sesi duyan tum Camden oraya akmaya basladi.
Ilerleyen gunlerde Psycho Buidings, Photographers Gallery derken, isyerinden arkadasimin Cin’li sevgilisinin tavsiyesi uzerine China Town’a gittik. Cin restorantina kesinlikle Cin’li biriyle gitmek gerek. Tamamen kendimi onun onerilerine birakip Cince konustugu garsonlara ne siparis ettigini bile anlamadan yemeklerin gelmesini bekledim. Oldukca basarili bir menu geldi. Londra’da yedigim en lezzetli yemekti diyebilirim. Kudurmus gibi yedigimi goren arkadasim, ayrica baska bir yerde haftasonu Dim Sum ‘a davet etti.
Docklands (CrossHarbour’da trenden inince cok yakin) tarafinda Lotus China Floating diye bir yere sabah Dim Sum yemege gittik. Dim sum belli bir yemek degil. Olayin adi. Bu yuzden Dim Sum olayina girdik mi demeliyim bilmiyorum. Sadece sunu diyebilirim bu Cinliler yemek isini biliyor.
Kisaca Londra’da Covent Garden, Soho, Leicester Square, Piccadilly Circus, Oxford fena yerler degil. Ancak ben haftasonlari sans eseri gunes acarsa, Tower of London taraflarini daha cok sevdim. Tate modern’in oradan yuruyerek Queen’s Walk - London Borough of Southwark’a kadar olan yol keyifli. Hatta o yolun devaminda, koprunun yanindan 5 - 10 dakika yurunurse Thames’in kiyisinda oldukca guzel tasarima sahip mekanlar var.
Published by
Administrator under
kitap on
July 3, 2008
Once your luck starts to roll,there is not a damn thing that can stop it. It’s like the whole world suddenly falls into place. You are kind of outside your body, and for the rest of the night, you sit there watching yourself perform miracles. It doesn’t really have anything to do with you anymore. It’s out of your control, and as long as you don’t think about it too much , you can’t make a mistake.
Paul Auster / Music Of Chance
Published by
Administrator under
_benden içeri_ on
March 2, 2008
Without accepting the fact that everything changes, we cannot find perfect composure. But unfortunately, although it is true, it is difficult for us to accept it. Because we cannot accept the truth of transience, we suffer.
-Shunryu Suzuki
Published by
Administrator under
_benden içeri_ on
February 3, 2008
“For a moment, nothing happened. Then, after a second or so, nothing continued to happen.”
-Douglas Adams
Published by
Administrator under
_benden içeri_ on
January 31, 2008
The more quiter you become, the more you are able to hear…
- Zen quote
Published by
Administrator under
kitap on
January 22, 2008
How to Be a Complete and Utter Failure in Life, Work & Everything
Really want to know how to fail? Consistently? Massively? Irrevocably?
http://safari.oreilly.com/9780768681819
Published by
Administrator under
_benden içeri_ on
January 16, 2008
So delicate yesterday, the nightsinging birds by the creek. Their words were: You may make a jewellery flower out of gold and rubies and emeralds, but it will have not fragrance.
-Rumi
Published by
Administrator under
kitap on
January 13, 2008
From wikipedia:
`How to Disappear Completely and Never Be Found is a book by Doug Richmond, originally released in 1985, which is a how-to guide on starting a new identity, and has been described as “one of the odder self-help titles on the market”. It has the subtitle Planning a disappearance, arranging for new identification, finding work, establishing credit, pseudocide (creating the impression you’re dead), and more. The book recommends a method of disappearing by assuming the identity of a dead person with similar vital statistics and age, and also includes a section on avoiding paper trails which, due to the age of the book, may no longer be relevant or useful. The name of the Radiohead song “How to Disappear Completely” was inspired by this book.`
Bu kitabin guncellenmesi gunumuze uyarlanmasi gerek biri buna el atmali…